çocuklar için masallar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklar için masallar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağustos 2023 Cuma



Bir zamanlar büyük bir havalimanında bulunan birbirinden büyük ve güzel uçaklar varmış. Bu uçakların en küçüğü olan Minik Jet, her zaman büyük uçaklara bakar onlar gibi uçmayı hayal edermiş. Daha önce hiç uçmayan Minik Jet, gün boyunca havalimanında dolaşır, kalkış yapan uçakları, helikopterleri ve Jetleri seyreder onların gökyüzünde süzülüşlerini hayranlıkla izlerdi. Minik Jet, Jetler gibi süratli, büyük uçaklar kadar yükseklere çıkmayı ve Helikopterler gibi de dar bir alana inebilmeyi hep hayal eder dururdu. Bir gün Harika Uçuş Yarışması yapılacağı haberini işiten Minik Jet, o yarışmaya katılmak istiyor ancak yarışmaya katılabilmesi içinde hem uçabilmesi hem de hızlı olması gerektiğini de iyi biliyordu.
Onu bu dalgın hali yaşlı yolcu uçağının dikkatinden kaçmamıştı. Bir gün “Hey Minik Jet, bakıyorum da hiç uçmuyorsun? Sende uçarak gökyüzünden güzellikleri seyretmeyi istemiyor musun?”

“İstiyorum da, şey, şey…” diyebilmiş sadece

Yaşlı Uçak onun korktuğundan uçmadığını anlamıştı. Ona biraz cesaret vermek için “ Bak şimdi yükseklere çıkınca sıra sıra dizilmiş dağları, nehirleri, çeşit çeşit ağaçları, gölleri göreceksin. Her seferinde farklı bir güzel yer ile karşılaşacaksın. Gökyüzünde süzülmek öyle güzel bir duygu ki, onu sana tarif etmem imkansız.” Demiş

Minik Jet sadece “Teşekkür ederim.” Diyerek yaşlı uçağın yanından ayrılmıştı. Bir süre Yaşlı Uçağın söylediklerini düşündükten sonra Harika Uçuş yarışmasına katıldığını hayal edince epey heyecanlanmış ve ilk defa uçmaya karar vermişti.

Uçuş alanına giden Minik Jet, bu seferde uçakların yoğun bir şekilde inip, çıktığını görünce uçuş alanının boşalmasını beklemiş. Ama bu seferde alan hiç boşalmayınca tekrar uçmaktan vazgeçmiş.

Ertesi gün düşünceli düşünceli havalimanında dolaşırken Yaşlı Uçak “Minik Jet, dün yine uçmadın değil mi?” diye sormuş.

“Evet ” dedi üzgün bir şekilde Minik jet,

Yaşlı uçak “Hadi benimle gel, beraber uçalım.” Demiş.

Minik Jet önce biraz duraksadı. Sonrada Yaşlı uçağı takip ederek uçuş alanına doğru gitti. Uçuş alanında yaşlı uçağın yaptıklarını yaparak uçmaya başladı.

Yaşlı uçak “Uçmak nasıl bir şey?”

“Çok güzelmiş. Sana çok teşekkür ederim.” Diyerek gökyüzünde durmadan uçmaya başlamış. O gün akşama kadarda geri dönmemiş. Havalimanına dönen Minik Jeti gören yaşlı uçak, gülümseyerek ona el sallamış. O günden sonra her sabah erkenden kalkan Minik Jet, harika uçuş yarışması için gökyüzünde uçuş denemeleri yapmaya başlamış. Çok geçmeden tamamen korkusunu yenen Minik Jet, çok hızlı gitmeye ve dilediği yüksekliğe çıkmaya başlamıştı. Onu gören diğer uçaklar, şaşkınlıkla onu izliyorlardı. Minik jet diğer uçaklar gibi sadece havalimanına değil, başka yerlere de iniş yapıyordu. Yarış günü gelip çattığında Harika Uçuş yarışmasına katılan Minik Jet, yarışmada birinci seçilerek en hızlı uçak olarak tanınmaya başlamış. Çok sevinçli olan Minik Jet, daha önce uçamamasının önündeki engelin, boş korkuları olduğunu anlamıştı. Bu güzel Harika Uçak Masalı da burada son buldu.

25 Aralık 2017 Pazartesi


O gün, yılın ilk karı yağmıştı. Narlıköy’ün çocukları hemen toplanıp, kendilerine kömür gözlü, havuç burunlu, sevimli bir kardan adam yaptılar. Bütün gün neşe içinde kartopuna tutup, oynadılar.

Çocukların sevinçli.hali kardan adamın da çok hoşuna gitmişti. Onların çevresinde koşup oynaması bir anda kardan adamı da canlandırmış gibiydi. Öyle ki, karanlık bastırıp da çocuklar evlerine çekilince pek hüzünlendi. Kendisini çok yalnız hissetti. Öylesine üzüldü, öylesine üzüldü ki, neredeyse buzdan kalbi “Çıt!” diye kırılacaktı. Sonra, “Belki de onları yeniden görebilirim,” diye düşündü. Yavaşça yeniden doğrulup, en yakınındaki evin penceresine yaklaştı. İçeride çıtır çıtır yanan soba, camları iyice buğulamıştı. Yine de annenin küçük toprak taslara buharı tüten, sıcacık çorba doldurduğu görülebiliyordu. Baba, sobanın ağzına kürek kürek kömür atıyordu. Çocukların neşesine de diyecek yoktu. Bir yandan buharı tüten çorbaya kaşık sallarken, bir yandan da o gün okulda olanları anlatıyorlardı.

Kardan adam üzüntüyle içini çekti. Kendisinin hiç evi, ailesi olmamıştı. Nasıl olsun? Günübirlik yaşıyordu zaten. Üstelik şu sevimli afacanlar olmasa ayaklar altında ezilen bir tutam kardan başka bir şey olmayacaktı. Hele şu Güneş yüzünü birazcık gösterse, yaşamının o anda son bulacağını biliyordu.

Birden kararını verdi. Daha önce kar tanelerinden birinin anlattığı o KUTUP denilen yere gidecekti. Böylece yıllarını birlikte geçirebileceği bir aileye de kavuşabilirdi.

Ertesi sabah çocuklar sokağa çıktıklarında bir şaşırdılar ki sormayın. Her yan karlarla kaplıydı. Gece hava daha da soğuduğu için karlar erimemişti, ama bir gün önce özene bezene yaptıkları kardan adam birdenbire yok olmuştu? Doğrusu kimsenin aklı bu işe ermedi.

Kardan adama gelince... Az gitti... Dere tepe düz gitti... Donmuş toprakların üzerinden, çatır çutur buzların arasından geçti. Sonunda Kutup bölgesine vardı. Önce buz gibi rüzgar karşıladı onu. Sonra siyah elbiseli penguenlerle, sevecen foklar sardı çevresini. Foklar küçük yüzgeçleriyle sağına soluna dokunup onunla arkadaş olmak istediklerini söylediler. Penguenlerin bir kısmı neşe içinde el çırpıp bu yeni dostu selamladılar. Bazıları da merakla havuç burnunu, çalı süpürgesini çekiştirdi. Şakacı rüzgar, başındaki şapkayı kapıp kaçırdı. Kardan adam da onları pek sevmişti.”Artık eriyip çamurlara karışmak yok”, diye mırıldandı kendi kendine... “Burada yıllarca yaşayabilirim.”

Ama bir süre sonra herkes kendi işine daldı gitti. Zavallı kardan adam yine tek başına kalmıştı. İlk kez kar ve buz onu titretti. İnanır mısınız, ağaçları, hatta güneşi bile özler oldu. Hele çocuklar... Hele o yaramaz çocuklar burnunda tüter olmuştu. Üstelik şimdi, arzuladığı bir aileye ancak onların yardımıyla kavuşacağını da anlamıştı. Sevilmek istiyordu. Yaşamı bir gün bile sürse, birlerinin ona sarılması, onların sıcaklığını duyması gerekliydi.

Çocuklar, ilkbaharın sevimli müjdecisi kuş cıvıltılarıyla uyandıkları bir sabah, sokakta hiç beklemedikleri bir konukla karşılaştılar. Kardan adam esrarengiz şekilde ortadan kaybolduğu gibi, yine aynı anlaşılmaz bir güçle ortaya çıkmış, onlara gülümsüyordu. Yemyeşil çimenlerle, papatyaların arasında durmuş, omuzlarına konan kuşların şarkılarını dinliyor gibiydi. Her halinden mutluluk içinde olduğu anlaşılıyordu.

Köyün sokakları bir anda neşeli çığlıklarla doldu. Köyün her evinden bir iki çocuk koşarak çıkıp bu eski dostun çevresini sarıyordu. Bu güzel manzarayı gören güneş, bir buluta kendisini örtmesini rica etti. Biraz daha geç ısınıp, çocuklarla kardan adamın mutluluğunu elinden geldiğince uzatmaya çalıştı. Her geçen dakika eriyip toprağa karışan kardan adam ise mutlu gülücükler dağıtmaya devam ediyordu çevresine. Birkaç ay sonra yeniden buluşacaklarını biliyordu Artık, bu dünyada çocuklar var oldukça ve kar yağdıkça her kış yeniden doğacağına inanıyordu.

Kışa Hazırlık

Ece , annesi, babası ve kardeşi Ahmet ile birlikte Neşeli Orman'a yakın bir köyde, bahçe içindeki bir evde yaşıyormuş.
Sabah uyandığında ilk önce odasının penceresinden dışarıya bakıyormuş.

Babası bahçede ağaçlardan düşen yaprakları, annesi de olgunlaşan domatesleri topluyormuş. Kardeşi Ahmet ise odasında oyun oynuyormuş.
Ece üzerini değiştirip mutfağa inmiş. Annesinin kendisi için hazırladığı kahvaltısını yaptıktan sonra bahçeye çıkmış. Önce babasına sonra annesine günaydın demiş.

Babası:
- Günaydın Ece. Yaprakları toplamam için bana yardım edermisin?
- Olmaz babacığım ormana arkadaşlarımın yanına gideceğim.
Annesi:
- Günaydın Ece. Domatesleri toplamamda bana yardımcı olurmusun?
- Olmaz anneciğim. Arkadaşalrımla oynayacağım.
Ve Ece ormana doğru koşmaya başlamış.

Yolda Zıp Zıp Tavşan ile karşılaşmış.
- Günaydın Zıp Zıp.
- Günaydın Ece.
- Zıp Zıp, birlikte oyun oynayalım mı ?
- Oynayamayız Ece. Aileme kış hazırlıklarında yardım etmeliyim, hoşça kal!

Ece biraz daha yürümüş ve minik sincaplarla karşılaşmış.
- Günaydın minik sincap.
- Günaydın Ece.
- Birlikte oynayalım mı?
- Bugün oynayamam. Kış için meşe palamutu toplamalıyım.

Ece, galiba oyun arkadaşı bulamayacağım diye düşünmeye başlamış. Düşünceli bir şekilde ormanda dolaşırken gözlüklü köstebek ile karşılaşmış.
- Ne oldu Ece? Niye bu kadar üzgünsün?
- Herkes ailesine yardım ediyor. Oynayacak arkadaş bulamadım. Oysa hava çok güzel. Kışın gelmesine daha çok var.
- Ece ; Ağustos Böceği ile Karınca'nın hikayesini hatırlıyormusun? Ağustos Böceği de böyle düşünüp hazırlık yapmamış ve kış geldiğinde aç kalmıştı. Karınca ise hiç durmadan çalışmış, havalar soğudunda sıcacık yuvasında rahat rahat kışı geçirmişti.
İşte karınca gibi kış geldiğinde rahat etmek, mutlu olmak istiyorsan şimdi çok çalışmalısın.

Ece köstebeğin söylediklerinin doğru olduğunu düşünmüş ve koşarak ailesinin yanına gitmiş. Anne ve babasından özür dilemiş. Gün boyunca ailesi ile birlikte kış için hazırlık yapmış.
Gece olduğunda mutlu bir şekilde uykuya dalmış


Kar ve Çocuk
Kar ve Çocuk Çocuk evinin camından dışarı baktı. Hayalleri cama takıldı. Parka gitmek istiyordu diğer bütün çocuklar gibi. Salıncakta sallandıkça mutlu olacaktı çocuk. Dönme dolaplarda dönecekti. Sesi diğer çocukların seslerine karışacaktı.

Bütün çocukların sesleri kuş seslerine karışacaktı. Ve çok mutlu olacaktı. Sadece parka gitmesi yetecekti. Başka bir şey istemiyordu.
Mutlu olması için iki zincirin ucundaki küçük bir tahta parçası yetecekti ona. Ah! şimdi parkta olabilseydim. dedi.
Elleri ile cama dokundu. Camın soğukluğu onun küçücük yüreğine. Mutlulukla arasındaki engeli cam olarak gördü birden. Bir de dışarıda ki bembeyaz örtüyü. Nasıl da her yeri kaplamıştı. Bir taraftan da küçük küçük beyaz tanecikler iniyordu gökyüzünden.
Ne kadar da çoklardı. Sanki onlarda kendi aralarında oynuyordu. Bir sağa bir sola çığlık çığlığa koşuyordu. Tıpkı çocuklar gibi. Telaşlı ve ürkek birden bitiverecek gibi mutlulukları. Sanki birisi, artık yeter şimdi eve gidiyoruz diyecek ,alıp götürecekti hepsini.
Çocuk görünce baktığı camdan, küçük beyaz taneciklerin sevincini Unutuverdi kendi içini saran kederini. Çekti camdan ellerini.
Bahara erteledi parka gitme hayallerini. Çünkü isminin kar olduğunu öğrendiği bu küçük beyaz taneciklerin baharıydı içinde bulunduğu zaman. Isıttı küçücük yüreğinin içini, neşeli dansı kar tanelerinin.
Birde ilerideki okulun bahçesinde şen şakrak kar topu oynayan çocukların sesleri geldi kulağına,ne güzeldi. Çocukların yaptığı kömür gözlü,havuç burunlu kardan adamın gülümseyen yüzünü görünce, daha da sevdi kar tanelerini.
Parka gitmiş kadar mutluydu sanki, içindeki coşkuyu haykırmak istiyordu. Sesini duyurmak istercesine dünyadaki bütün kar tanelerine. Sizi seviyorum kar taneleri! Hepinizi çok seviyorum!diye bağırdı.
Ve daha çabuk büyüyüp kar taneleri ile oynamanın hayallerine dalarken,annesinin kendisine seslenen sesini duydu çocuk. Nasıl kar taneleri uça uça neşe ile iniyorsa yeryüzünün kucağına, çocukta tıpkı kar taneleri gibi gitti uzandı annesinin kucağına.

21 Şubat 2015 Cumartesi




Bahçenin birinde bir kiraz ağacı varmış. Ağacın önce beyaz çiçekleri, sonra da kırmızı kırmızı kiraları olurmuş. Kiraz ağacının kapısı konuklara açıkmış. O hiç yalnız kalmazmış. 

Kiraz ağacının bodrum katında köstebekler, solucanlar otururmuş. Ağacın gövdesinde ise karıncalar, böcekler bulunurmuş. Üst kattaki konuklar ise çiçeklere gelen arılar, dallara konan kuşlarmış. 

Bir gün kiraz ağacı evini dolduran bu konuklara dönmüş, şöyle demiş: “Ey konuklar! Söyleyin bakalım daha ne kadar zaman evimde konuk olacaksınız? Bütün gün evimde rahat rahat oturuyorsunuz. Peki bana ne kira ödüyorsunuz?”

Konuklardan solucan ve köstebek hemen konuşmaya başlamışlar: “Bilir misin, biz sana yararlı olmaya çalışıyoruz. Köklerini saldığın toprağı gece gündüz eşeliyoruz. Böylece sen köklerini rahatça daha derinlere salabiliyorsun. Gelişiyorsun.”

Üst kattaki arılar ise şöyle demişler: “Senin çiçeklerinin balını kim çıkarıp topluyor? Niz olmasak senin çiçeklerinden hiç bal alınmazdı.” 

Kuşlar ise şöyle konuşmuşlar: “Bizim neşeli sesimiz, şarkımız olmasa senin için sıkılırdı. Seni biz eğlendiriyoruz.”

Böylece kiraz ağacı konuklarının da kendisine bir şeyler verdiğini öğrenmiş. Bir daha da bu konulara hiç karışmamış. Onlar da ağacı hiç yalnız bırakmamışlar. Onu eğlendirmişler, zararlı böceklerden korumuşlar, toprağını temiz tutmuşlar.