19 Şubat 2015 Perşembe


Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken bir karı koca varmış. Bu karı kocanın bir kızı olmuş. Kız, elbebek gülbebek büyütülmüş, ama hiç iş öğrenememiş. Bunun için adına Tembel Kız denilmiş. Bu kız o kadar tembelmiş ki yerinden kalkmaya üşeniyormuş. Anası babası ona bir gelberi yaptırmış. Kız da oturduğu yerden işini gelberiyle yapıyormuş. Kızının evlilik çağı gelmiş. Anası babası kızı bir avcıyla evlendirmiş. Avcı ava gitmiş, bir ördek vurmuş. Eve gelmiş, ördeği temizlemiş, ateşe koymuş. Tekrar ava gitmek üzere hazırlanmış, karısına ateşe ördeği koydum, yanmasın bak demiş. . Tembel Kız, olur demiş, demiş ama yerinden bile kalkmamış. Aradan uzunca bir zaman geçmiş. Dilenci eve gelmiş. Tembel Kıza, hanımcığım Allah rızası için bir dilim ekmek demiş. Tembel Kız da yan tarafta mutfak, geç al cevabını vermiş. Dilenci mutfağa girmiş. Bakmış ocakta ördek kaynıyor, almış ördeği, torbasına koymuş, tencerenin içine de ayaklarındaki pis çarıkları... Gelmiş, Tembel Kız`ın yanına. Bak hanımcığım demiş, ekmeği aldım Allah razı olsun. Şimdi sana bir türkü söyleyeyim de ben gideyim. Türküyü şöyle söylemiş; Senin gaga benim torba içinde, Benim çarık senin çorba içinde, Sen yat kaba yatak yorgan içinde, Ben yiyecem gagayı orman içinde. Dilenci türküyü böyle söylemiş, çekip gitmiş. Aradan bir zaman geçmiş, kızın avcı kocası gelmiş. Karısına ördek pişti mi? Demiş. Karısı olan biteni anlatmış, bak bana bir de türkü söyledi, sana deyiverem demiş, türküyü söylemiş. O zaman avcı kocası durumu anlamış, karısına kızıp azarlamış. Ondan sonra Tembel Kız, tembelliği bırakmış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.


Atlar yavaş yavaş ormanda gidiyor, (Eller dizlere vurulur.)

Atlar hızlandı, (Eller dizlere hızlı hızlı vurulur.)

Taşlığa geldi, (Eller göğse vurulur.)

Çimenliğe geldi, (Avuç içleri birbirine sürtülür.)

Bataklığa geldi, (Ağızdan, dil damağa vurularak lak lak diye ses çıkarılır.)

Atlar patikadan atlıyor, (Eller havaya kaldırılıp, hızla dizlere doğru indirilerek, vurulur.)

Hooop güm.
Bir varmış,bir yokmuş.Bol bol süt içenlerin kentinde bir sütçüyle eşeği yaşarmış.Sütçü,çıkarını iyi bilen,çalışkan,gayretli ve kurnaz bir adammış.Sabahları gün ağarmadan uyanır,gider eşeğini uyandırır,neşeli türkülerle onu hazırlarmış : 
Güneş şimdi doğmadan 
Dostum benim,gel uyan! 
Kazanır daima çalışan 
Dostum benim,gel uyan! 
Uykusunu bir türlü alamayan eşeğin gönlünü almak için çeşitli komiklikler yapar,ona şeker verir,sağrısını sıvazlarmış.Eşek bu ya, eşekliği nerden belli olacak?...İsteksiz isteksiz bir iki anırırmış.Uykusunu dağıtmak için gözlerini ovdukça ovarmış.Ancak karnı bir güzel doyduktan sonra keyfi yerine gelirmiş.O da başlarmış sahibiyle birlikte türkü söylemeye : 
Sabah erken kalkmalı 
İşimize bakmalı 
Öğlen vakti olmadan 
Şu sütleri satmalı 
Öyle bir gayretlenirmiş ki eşekçik,sütüne yüklenen süt güğümlerinin bile ağırlığını duymaz olurmuş.İki çalışkan arkadaş,horozlar kukkuriku diye bağırmadan,bebekler ınga ınga diye ağlamadan yola çıkarlar,evlere süt dağıtırlarmış. 
“Süüüt!...Sütçüüü!” 
Eşek de sahibinden geri kalır mı?Başlarmış bağırmaya : 
“Ai...Aaaaiii!” 
Böylece sahibiyle beraber süt satarmış eşekçik.Akşamlara kadar yorulmak nedir bilmezmiş.Sahibinin cepleri para ile doldukça bir sevinirmiş,bir sevinirmiş ki,anlatamam.Her akşam yatarken ; “Yarın olsa da işe çıksak,sahibimin cepleri yine parayla dolsa!” diye güzel güzel düşünürmüş.Boğaz tokluğuna çalışmaktan,sahibini mutlu kılmaktan başka bir şey akıl etmezmiş zavallıcık. 
“Süüüt.Sütçüüü! Haydi,sütçünüz geldi!” 
Derken,çalışmalarının karşılığını görmüş sütçü.Zengin olmuş.Adamlar tutmuş. Sütçülüğe çıkmayı bırakmış.Eşek bu duruma üzülmüş.Üzülmüş ama elden ne gelir?Katlanmış çaresiz.Asık suratlı bir adamla satışa çıkarken isteksiz isteksiz yürür,eski günlerini içinden acı acı anarmış. 
“Hey gidi günler hey,ne mutluyduk o günlerde!Cepte ağırlığımızca paramız,altın yaldızlı koltuğumuz yoktu ama neşemiz, dostluğumuz vardı.Birbirimize sevgimiz vardı.Gülen yüzümüz vardı.Türkülerimiz vardı.Yarınları bekleyişimiz vardı.Canım,her şeyimiz vardı işte! 
Zengin oldukça gülmesini unutan asıl sahibi artık ne kendisini arar,ne de hal hatır sorar olmuş. 
Bu vefasızlık iyi yürekli eşeğe pek dokunmuş.Öyle ki,gün geçtikçe sararıp solmaya, zayıflamaya başlamış.İnsan,o sıkıntılı günlerin sadık arkadaşını,dert ortağını,türkü arkadaşını unutur mu?Bir türlü kabullenemiyormuş bunu... 
Derken,sıskalıktan kaburgaları birbirine geçer olmuş hayvancığın.O kadar zayıflamış yani.Değil sabahtan akşama kadar dolaşmak, ayağını bile kımıldatamaz olmuş.Dünya hali bu. Hastalık,düşkünlük olmaz mı? 
Ama asık suratlı adam aman zaman dinleyecek soyundan değilmiş.Eşek kırılıp döküldükçe,acıma dilendikçe basarmış tekmeyi,sen misin tembellik eden diye.Üstelik ağır sözler söylermiş : 
“Seni ucuz hayvan seni!Demek bütün niyetin sahibini iflas ettirmek.Geber de kurtulalım bari!” 
Aman zaman bilmeyene hal anlatmak ne mümkün?.. 
İki gözü iki çeşme,öksürüp aksırarak,derdini anlatamadan bir köşeye çekilirmiş kara yazgılı hayvan. 
Asık suratlı adam dayaklar yetmezmiş gibi tutmuş eşeği sahibine şikayet etmiş. 
“Aman efendim,ne uyuz hayvan bu?Üstelik her gün hasta.Naz ediyor ama kime? Böyleleri her zaman zarar verir sahibine.Bana kalırsa,çalışmayana ekmek olmamalı.Satalım, başımızdan atalım,gitsin!” 
Parasına para katmaktan başka bir şey düşünmeyen sahibi,eskisi kadar düşünceli,iyi huylu değilmiş.Üstelik bir sinirliymiş,bir sinirliymiş ki,ne söylense bağırır çağırırmış! Adamını dinledikten sonra iri iri açılmış gözleri : 
“Ne deme?”demiş. “Benim evimde para kazanmadan yan gelip yatmak,ha?Olmaz öyle şey!İşine gelmiyorsa,defolsun!Biz kimsenin bedava bakıcısı değiliz!” 
Zavallı hasta eşek pencerenin altında sahibinin bu sözlerini duyunca yüreğine inecekmiş nerdeyse.
“Yok,vallahi kalmam burda!Bu kadar vefasızlık sığmaz benim mantığıma.”demiş kendi kendine,üzerinden güğümleri atıp ormana doğru kaçmış... 
Tanrı bir kapıyı kaparsa bir kapıyı açar elbet.Eşek gözyaşları içinde söylene söylene yürüye dursun,yolda ufacık bir torbayı bile taşıyamayan ihtiyar bir çiftçiye rastlamış.Hani, insanlara bir daha yanaşmayacağına söz vermiş ama,yufka yüreği dayanamamış yine. Kendi hastalığını,halsizliğini unutup seslenmiş : 
“Çiftçi baba,çiftçi baba,istersen torbanı yükle sırtıma.Kaldıracak halin yok belli.Sana yardım edebilirim belki.” 
Çiftçi o kadar sevinmiş ki,hayvanın boynuna sarılmış,torbayı sırtına atmış. 
“Eşek kardeş,belli,seni Tanrı gönderdi...Sağolasın!Ama sen de ne kadar zayıfsın.Üstelik soluyorsun.Titriyorsun.Besbelli, hastasın.Ama yine de ben,senden daha hasta ve dermansızım.” 
İki bitkin yolcu konuşa konuşa bir kulübeye gelmişler:ihtiyar sırtından torbayı indirirken eşeğe teşekkür etmiş : 
“Buyur” demiş. “Biraz dinlen.Belki gideceğin yol uzundur.” 
Eşek üzüntüyle kafasını sallamış : 
“Gideceğim yer yok ki!” 
“Ya evin barkın?” 
“Yok...Yok!” 
“Eşin,dostun?” 
“Yok dedim ya!” 
Başlamış başından geçenleri birer birer anlatmaya.Sözlerini bitirirken, 
“Tanrı kimseyi benim gibi düşürmesin”demiş. “Artık bundan sonra bir köşeye çekilip ölümümü bekleyeceğim.” 
Kafasını uzun uzun kaşımış sevimli ihtiyarcık : 
“Doğrusu sevgili eşek,” demiş. “Hikayen pek acıklı.N'aparsın,dünyanın hali bu!.Sen de fazla duygulusun.Belli.Bir dostun seni terk etti diye bu dünyayı terk etmeye değer mi?Gel, burada kal.Yemeğime ortak ol.Kıt kanaat geçinir gideriz.Üstelik,biz arkadaş değerini biliriz.” 
Pek sevinmiş eşekçik.Yüreğine su serpilmiş.Mutlulukla ihtiyarın evine yerleşmiş. Neşeli günler yaşamaya başlamışlar.Günler ayları,aylar yılları kovalamış. 
Bir gün kentteki zengin sütçünün varlığını kaybettiği,yorgan döşek hasta düştüğü haberi ortalığa yayılmış.İhtiyar : 
“Sana ettiğini buldu!” demiş eşeğe. 
Ama eşeğin yüreği acıyla burkulmuş.Sormuş soruşturmuş.Eski sahibine kimsenin bakmadığını,pek zavallı bir durumda son günlerini saydığını öğrenmiş. 
“Ne de olsa eski dost,varayım helâllaşayım.Bir yararım dokunur mu sorayım” demiş. 
Yola düşmüş. 
Ölüm döşeğinde bulmuş eski sahibini.Gitmiş,öpmüş ellerini. 
Sahibi önce tanıyamamış.Ama,dikkatli bakınca sevinçle boynuna atılmış : 
“Gel,benim eski dostum!” demiş. “Şu zavallı sahibini bağışla.Anladım ki arkadaşlık, 
dostluk parayla ölçülmemeli.Doğrusu,sen eşekliğinle iyi ders verdin bana.Yalvarırım,sana yaptıklarım için beni bağışla!” demiş ve ruhunu teslim etmiş. 
İnce duygulu eşek,sahibinin başında uzun süre ağlamış.Son görevlerini de yerine getirdikten sonra çiftçinin yanına dönmüş. 
İhtiyar çiftçi onu sevgiyle karşılamış ve demiş ki : 
“Sevgili dostum,hoş geldin!..Doğrusu soyluluğun gözlerimi yaşartıyor.Başkası olsaydı gitmezdi.Oysa,sen başkalarından çok değişiksin.Böyle hiçbir karşılık beklemeden sevmek ve yardımcı olmak ne güzel!Artık bu güzel huyunu öğrendim ya,malım mülküm,varım yoğum senindir.Var,bildiğin gibi yaşa.Şunu unutma sakın;senin gibi olanlar bir gün mutlaka kavuşur hak ettiğine!”

 Plastik bardağımızı belirli aralıklarla yarısına kadar kesiyoruz..

Kestiğimiz yerleri kıvırarak dışa doğru durmasını sağlıyoruz



keçeli kalemle göz ağız yaparak da ahtapotunuzu tamamlayabilirsiniz :) ekstradan başına kurdale şeklinde toka yaparak daha sevimli hale de getirebilirsiniz :) Basit ve eğlenceli bir etkinlik..Şimdiden iyi eğlenceler :)

17 Şubat 2015 Salı


Eski çağlarda Şahimerdan isimli bir hân yaşarmış. Hân, bir gün bütün halkı toplamış ve onlara şöyle bir vazife vermiş: -Şu soruların cevabını en kısa zamanda bulun: Doğu ile batının arası kaç günlük yol? Allah, şu anda ne yapıyor? Bu iki sorunun cevabını üç gün içinde bulamazsanız hepinizin boynunu vururum!.. Hânın fermanına uymak lâzım, yoksa sonunda ölüm var. Ahali, üç gün düşünmüş taşınmış; fakat soruların cevabını bulamamış. Verilen üç gün bittikten sonra cellatlar, halkı sorgu alanına toplamışlar. Fakat, hânın sorularının cevabını hiç kimse bilmiyormuş. Yüce dağın eteklerinde koyun güden bir çoban, ahalinin müşkül hâlini görmüş. Yoldan geçen bir atlıya ne olup bittiğini sormuş. Yolcu şöyle demiş: - Hân, halkına ‘Doğu ile batının arası kaç günlük yol? Allah, şu anda ne yapıyor?’ diye iki soru sordu. Soruların cevabını bulmak için de üç gün mühlet verdi. Bugün belirlenen vakit bitti.     

Fakat, henüz hiç kimse soruların cevabını bulabilmiş değil. Halkın böyle yorgun, bitkin ve üzgün olmasının sebebi ise ölüm korkusu... Çoban, bu üzücü durumu öğrendikten sonra atın terkisine binmiş ve ahalinin toplandığı sorgu alanına gelmiş. Bütün halk toplandıktan sonra hân, tahtına oturmuş: - Sorularımın cevabını bulan huzuruma gelip cevap versin. diye buyruk vermiş. Meydana toplananların başları öne eğilmiş, ödleri kopmuş korkudan. Herkes ‘Sonumuz geldi.’ diye düşünürken, üstünde ak kaftanı, başında eski püskü başlığı ile bir genç, kalabalığı yara yara öne çıkmış: -Hakanım, sorularınızın cevabını ben buldum, diyerek hânın huzuruna varmış. Bu durumu gören ahali, şaşkınlıktan âdeta donakalmış. -Sorulara doğru cevap veremediğin takdirde başını alacağımı biliyorsun, değil mi?” diye sormuş hân, sert bir tavırla. - Biliyorum, sultanım... - Öyle ise söyle bakalım: Doğu ile batının arası kaç günlük yol? - Yalnızca bir günlük yol, hakanım. - Nereden biliyorsun öyle olduğunu? - Eğer doğu ile batının arası iki günlük yol olsaydı, güneş yarı yolda kalırdı. Fakat öyle olmuyor; güneş sabahleyin doğudan doğuyor, akşamleyin de batıdan batıyor. Demek ki bu mesafe sadece bir günlük yol... Bundan sonra hân; -Allah şu anda ne yapıyor?” diyerek ikinci sorusuna geçmiş. Çoban bu sefer şöyle cevap vermiş: - Hakanım, tahttan inerek yerinizi bana verin. 

Yerinize geçerek cevap vermek istiyorum. Hân, çobanın bu ricasını kabul etmiş; yerinden kalkarak aşağı inmiş. Delikanlı, tahtın üstüne çıkarak ahalinin de işiteceği şekilde şöyle demiş: - Yüce Allah, şu anda çobanı hânlığa, hânı da çobanlığa tayin ediyor. Hân, delikanlının bu cevabını da kabul etmiş. “Böyle hazırcevap olana baskı yapılmaz, demiş ve meydana toplanan halkı da dağıtmış. O günden sonra halk, çobana büyük saygı göstermeğe başlamış. Bir müşkülü olan ondan akıl sorar olmuş.
Bir gün bir gün bir çocuk
Eve de gelmiş kimse yok
Açmış bakmış dolabı 
Şeker de sanmış ilacı
Yemiş yemiş bitirmiş
Akşama sancı başlamış
Kıvrım kıvrım kıvranmış
Yaptığından utanmış
Doktor gelmiş
cısssss yapmış

16 Şubat 2015 Pazartesi

Bay mikrop bay mikrop beni hasta edemezsin (2)
Yemeğimi böyle yiyorum 
Sütümüde böyle içiyorum
Meyveleri sebzeleri bol bol yiyorum

Bay mikrop bay mikrop beni hasta edemezsin (2)
Yüzümüde böyle yıkarım
Saçımıda böyle tararım
Dişlerimi fırçalarım erken yatarım
Bay mikrop bay mikrop beni hasta edemezsin (2)
Fış fış kayıkçı
Kayıkçının küreği
Hop hop eder yüreği
Akşama fincan böreği
Sabaha bayram çöreği

Aman aman kayıkçı
Çabuk çabuk kayıkçı
Benim evde etim var
Bir yaramaz kedim var
Kedim eti yerse
Annem beni döverse
Vay başıma gelenler vaaaayyyy
Nuri attı iki taş
Bir cam kırdıBirde baş
Nerede kaldı terbiye?
Doğru söyle arkadaş
Yaramazı tutarlar
Merdivenden atarlar
Tıngır mıngır giderken
Arkasından bakarlar


Ben bir küçük çaydanlığım kocaman karnım
Şurada ağzım var şurada sapım(sağ el yana sol el aşağı doğru işaret edilir)
Kaynayınca suyum çağırır seni(eller sallanır)
Eğersin başımı içersin çayını(2 kez söylenir baş eğilir çay içme hareketi yapılır)
lık lık ta lık lık
lık lık da lık lık

Çal kapıyı ( Sağ elin işaret parmağıyla alna vurularak, kapı çalma öykünmesi yapılır )

Bak pencereden ( her iki elin işaret ve baş parmakları iki gözün önünde birleştirilir, gözlük gibi halka yapılır )
 
Çevir mandalı (Burun el ile bükülür )

Gir içeri ( sağ elin işaret parmağı, ağzın içine sokulur )

Al bir iskemle ( Kulaklardan biri tutulur, çekilir )

Otur şuraya ( Öteki kulak tutulur, çekilir )

Na-sıl-sın bu gün Ayşe ? ( Çene tutulur, sallanır )
( Ayşe adı, çocuğun adına göre değiştirilerek söylenir )

14 Şubat 2015 Cumartesi




Evet sen adam,adam diyorum sana hiç bir anlamını hak etmediğin halde.Sen hiç gece çöktüğünde tek başına dışarı çıkamamak nedir bilir misin?Tek başına tenha bir yolda yürürken defalarca kez arkana bakmanın sanki tek güvencen çantanmış gibi sımsıkı ona sarılıp ona sığınmak nedir bilir misin?Tayt,pantolon,şort,etek,elbise ne giyersen giy yiyecek gibi bakılmak ve sanki ayıp bir şey yapmışsın gibi utanıp başını eğmek nedir bilir misin?Yaşadığın ülkede kıyafetinden hamileliğine gülüşünden konuşmana kadar her şeyinin haber konusu olması nedir bilir misin?Gözünün gözüne değmesine bile katlanamayacağın heriflerin nefesini teninde hissetmek ve buna karşın “o da istedi”diye iftira atılması nedir bilir misin?Uğruna canını verdiğin namusunun 2 paralık insanların ağzına sakız olması nedir bilir misin? Ve sen namusunu korurken can veren bir genç kızın katillerini ömür boyu hapse tıktıran bir devlet gördün mü?Şimdi otur da düşün o aç gibi baktığın kızların ne kadar rahatsız olduğunu, ne kadar zorluklar çektiğini ve nelere kimlere katlandığını belki anlarsın ne demek istediğimizi.