çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2018 Cumartesi



Renkleri öğretmenin birçok yolu vardır ama en etkilisi oyundur. Çocuk oynayarak bir çok şeyi öğrenebilir. Oyun çocuk için hem zevkli hem öğreticidir.Renklerin çocukların beyin gelişiminde çok fazla etkisi olduğu herkes tarafından bilinmektedir.Eğlenirken öğrenmek ve renk kavramının çocuklar üzerindeki etkisi hakkında bilgi almak için diğer sitemize buradan ulaşabilirsiniz.

Renk kavramını daha kolay öğretmek için bir kaç etkinlik örneğini;









17 Mayıs 2016 Salı

Yemyeşil bir doğada hayatı keşfederek büyümek çocuklarınızın en doğal hakkı. Yapılan araştırmalara göre doğa ile iç içe büyüyen çocuklar, apartmanların içine sıkışarak yaşayan çocuklara göre pek çok avantaja sahip oluyor.
Philadelphia Çocuk Hastanesi, Gastroenteroloji ve Beslenme Bölümü doktorlarından Dr. Burdette ve Dr. Whitaker,  açık havada zaman geçiren çocukların fiziksel ve zihinsel olarak daha gelişkin olduklarının altını çiziyor. Yale Üniversitesi Doğa Bilimi Profesörlerinden Dr. Kellet ise, açık havada, doğada düzenli olarak zaman geçiren çocukların stressiz ve dikkat süreleri daha uzun çocuklar olduğunu dile getiriyor.
Doğa ile iç içe yaşayan çocuklar için keşfetmek, günlük hayatın bir parçası haline geliyor. Gözlemleme yetileri artan çocuklar araştırmacı, sorgulayan bir karaktere sahip oluyor.
Açık havada zaman geçiren çocuklar üzerine yapılan araştırmalar sonucunda, doğal çevrede düzenli olarak zaman geçiren çocukların daha üretken, stressiz ve dikkat sürelerinin daha uzun olduğunu net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Pek çok araştırma, açık havada alınan gün ışığının D vitamini sentezi sağlayan etkisiyle, öğrenmeyi ve üretimi etkilediğini, bağışıklık sistemi için hayati önem taşıdığını, biyolojik saati düzenlediğini ve çocukların daha mutlu olmasını sağladığını gösteriyor.
Doğal çevrede büyüyen çocuklar, diğer çocuklara göre daha girişken ve daha sosyal oluyor. Bu durum ilerleyen yaşlarda çocuğun daha kolay arkadaş edinmesini ve hayata daha sıkı tutunmasını sağlıyor.
Doğanın çocuklara faydası saymakla bitmiyor. Siz de hem çocuğunuzun yemyeşil bir doğa içinde büyüyüp, hayatı daha güzel yaşamasını istiyor hem de geleceği için iyi bir yatırım yapmak istiyorsanız sizi KÖY’e davet ediyoruz.
Şehrin doğası: KÖY
Siyahkalem, Emlak Konut güvencesiyle, yeni ulaşım ve alt yapı yatırımları ile İstanbul’un gün geçtikçe değerlenen bölgesi Zekeriyaköy’de, vazgeçemediğiniz şehir yaşamını, yemyeşil bir doğa içinde KÖY ‘de size sunuyor. İçinde ÇarşıKÖY’ünden spor alanlarına, oyun parklarından okuluna pek çok olanakları barındıran KÖY ’de her zaman hayalini kurduğunuz hayat, uygun ödeme koşullarıyla sizi bekliyor. Siz de hem kendi geleceğiniz hem de çocuğunuzun geleceği için doğru bir yatırım yapın ve KÖY’de yerinizi alın.
Ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

16 Şubat 2016 Salı





Çocuklar, bebeklik döneminde ufak sesler çıkararak iletişim kurmaya başlarlar. Bu seslerin aslında onların konuşma öncesi antrenmanları gibi düşünebiliriz. Anne-babalar çocukların doğal bir şekilde konuşmayı öğreneceğine inanırlar fakat her zaman böyle olmayabiliyor. Çocuklar bazen geç konuşma sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Bu soruna "gecikmiş konuşma" adı verilmektedir.

Çocukların konuşmasındaki gecikme karşısında aileler "zamanla düzelir", "bekleyelim" gibi davranışlar sergiliyorlar, bu çok tehlikeli! Böyle bir durumda ailenin çocuğunun dil gelişimine destek vermesi gerekiyor. İşte sizlere çocuğunuzun dil gelişimini desteklemek için önerilerimiz;


  • Ev ortamında bol bol konuşun, çocuğunuzla toplaşıp sohbet edin ve onlara anılarınızı veya yaşadıklarınızı anlatın. 
  • Çocuğunuzla konuşurken işaret ile cevap verdiğinde siz ona konuşarak cevap verin. 
  • Yanlış cevap verdiğinde "yanlış söyledin" demek yerine doğrusunu söyleyerek ona model olun.
  • Çocuğunuzla bebeksi tarzda konuşmalar yapmayın bu çocuğunuzun kullandığı kelimeleri düzeltememesine sebep olur.
  • Size bir şey anlatmaya çalıştığında onu anlamak için mücadele edin, başınızdan savmayın.
  • Uzun cümleler yerine kısa cümleler kurmaya özen gösterin. 
  • Çocuğunuz sizin sözlü yanıtlarınız karşısında oda size sözlü yanıt verecektir.


Tüm bu önerilere rağmen konuşma süresi uzarsa dil ve konuşma terapistlerine başvurunuz.


21 Kasım 2015 Cumartesi


Malzemeler:
orta boy kavanoz
sıcak silikon yapıştırıcı
sim
pinpon topu
oynar gözler
siyah keçeli kalem
şönil




Öncelikle kavanozun kapağına sıcak silikon ile iki pinpon topunu üst üste yapıştırınız.Ardından yapıştırdığınız pinpon toplarının üzerine ağız göz gibi gerekli çizimleri yapınız.Çizimlerden sonra şönillere şekil vererek pinpon topunu kardan adam şekline getiriniz şönilleri silikon ile sağlamlaştırınız.Daha sonra seçtiğiniz orta boydaki kavanozları üzerinde bir miktar boşluk kalacak kadar doldurunuz ve içine seçtiğiniz renkte simleri dökünüz.pinpon toplarını yapıştırdığınız kapagın iç kısmına sıcak silikon sıkarak kapağı kapatınız ve bir süre soğumaya bırakınız.


Küreler hazırr...... :) UNUTMAYIN ANNE VE BABALAR SİZ ÇOCUĞUNUZLA ZAMAN GEÇİRİRKEN NE KADAR EĞLENİRSENİZ ÇOCUĞUNUZUN PSİKOLOJİK YAPISI VE GELİŞİMİ O KADAR İYİ ETKİLENİR! 

ŞİMDİDEN İYİ EĞLENCELERRRRR :)


16 Kasım 2015 Pazartesi


Çocuklar, televizyonda izlediği her şeyden iyi ya da kötü bir şekilde etkilenmektedir. Çocukların yaşları, gelişimleri ve programların içerikleri önemlidir. Bu konuda ebeveynlere çok görev düşüyor.
Çocuklar 2,5 yaşından itibaren davranışları ve kişileri taklit etmeye başlar. Televizyonda ve çevresinde ne görürse onu yapmak isteyecek ve yapacaktır. Bu yüzden çocuklar, özellikle şiddet içerikli programlardan uzak tutulmalıdır, çizgi film bile olsa.
Bazı çizgi filmler öğrenmeye teşvik edici, aynı zamanda eğlendirici ve öğretici olabiliyor. Örneğin; bir ara yayınlanan 'Deprem Dede' çizgi filmi, doğal afetler konusunda çocukları bilinçlendirirken aynı zamanda eğlendirmiştir. Herkesin bildiği ve severek izlediği 'Pepe' de öyle, hem eğitiyor hem de eğlendiriyor. Böyle çok çizgi film sayabiliriz. 'Canım Kardeşim, Can, RGG Ayas, Niloya' gibi... Bu çizgi filmler de aile bağlarının önemini, hayvan sevgisini, arkadaşların faydasını ve dayanışmayı öğreten çizgi filmlerdir.
Kişiliklerini oluşturmada da etkilidir. Yardımseverlik, paylaşma, dayanışma, kendini uygun bir dille ifade etme gibi özellikler kazanırlar. Birçok bakış açısını öğrenirler. Ayrıca bu çizgi filmler çocukların kelime haznelerine yeni kelimeler eklenmesini sağlar ve bunu şarkılarla öğreterek müzikal yönlerini geliştirir. Bu konuda 'Sevimli Dostlar, Civil' gayet eğiticidir.
Çizgi filmlerin diğer bir olumlu etkisi de şudur, merak duygusu ve hayal etme özelliğini geliştirir. Çocukların hayal dünyası çok geniştir. Gördüğü insanları ve yerleri merak edip sormaya ve hayal etmeye ve böylece yaratıcılıklarını kullanmaya başlarlar. Yaşadıkları yerler dışında da yerler, gördüğü insanlar dışında da insanlar olduğunun bilincine varırlar. Sorgulamaya başlarlar.
Ayrıca bazı çizgi filmler çocuklar için örnek model oluşturur. Olumlu davranışlar sergileyen bu modelleri çocuk örnek alır ve hayatında uygulamaya koyar. Örneğin; Pepe'nin aile bireylerine olan saygısı ve sevgisi çocuklar için olumlu bir örnek modeldir.
Çizgi filmler çocukların kendilerini tanıyabilmelerine de yardımcı olur. Örneğin; erkek çocuklarının maç yapıp mavi renkte giyinmeleri ve kız çocuklarının evcilik oynayıp pembe renkte giyinmeleri buna birer örnektir. Cinsiyetine göre davranmasını öğrenir.
Bu olumlu etkileri çocuk üzerinde hissedebilmek için ebeveynlere çok iş düşüyor. Çocuğu sadece başından savmak için çizgi film karşısına oturtmamalıdırlar. İzledikleri çizgi filmleri kontrol etmeli ve çocuğa etkisini gözlemlemelidirler. Ayrıca çizgi film için bir süre belirlemeli ve bunu aşmamalıdırlar. Programın sonunda çocukla konuşmalı ve neler öğrendiğini denetlemelidirler. Çocuk merak edip soru soracaktır mutlaka, tüm soruları uygun bir üslupla cevaplamalıdırlar. Eğer ebeveynler çalışıyorsa, bakıcının da bu şekilde davranması konusunda uyarılmalıdır.
Televizyonun etkisi her çocuk üzerinde aynı değildir. Olumlu etkileri olduğu gibi olumsuz etkileri de olabilir. Bu da ailevi özelliklerine, çevresine ve çocuğun kişiliğine bağlıdır.
Özellikle şiddet ve cinsellik konuları, çocuklarda olumsuz etkilere sebep olabiliyor. Bu konulardaki hassasiyeti söz konusu olan çizgi filmlerde de göstermeliyiz, çünkü her ne kadar masum görünseler de tehlikeli olabilirler. Örneğin; 'Ninja Kaplumbağalar', her bölümde birileriyle savaşıyor, oradan orana atlıyor ve onlara hiçbir şey olmuyor. 'Tom ve Jerry' de öyle, her ne kadar bize sevimli görünseler de çocuklar açısından öyle değil aslında. Çünkü çocuklar henüz gerçekle hayali birbirinden ayırt edemez ve aynı durumda onlara da bir şey olmayacağını düşünürler. Hatta kendini Örümcek Adam zannedip balkondan atlayan çocukların haberlerini de izlemişsinizdir. Onlar da bu olumsuz etkiye bir örnektir.

Can Dündar'ın eleştirisi doğru, "Tom ve Jerry'yi ekrana sürerken, belki de şiddete sevimli bir maske giydirmiş ve çocukların bilinçaltına işlemiş oluyoruz."
Çizgi filmlerin olumsuz etkileri şiddete yöneltme, hareketsizleştirme ve gerçeklikten kopma şeklinde olabilir.
Şiddet içerikli çizgi film izleyen çocuklar daha gergin ve agresif olup daha fazla kavga ederler. Ayrıca çevresindeki kişilere karşı sabırsız ve asidirler.Bir araştırmaya göre, günde ortalama 3 - 4 saat televizyon izleyen çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite rahatsızlığı görülmesi olasılığı daha yüksektir.
Olumlu etkileri sürekli kılmak gibi, bu olumsuz etkileri de azaltmak ebeveynlerin elindedir. Çocukların televizyon izlemesi için saatler belirlenmeli ve belli bir program oluşturulmalıdır. Sonrasında çocukla konuşulmalı ve ne izlediği sorulmalıdır. Vereceği cevaplar ebeveynleri bilgilendirici ve yönlendirici olacaktır. Çocuğun izlediği programların şiddet ve cinsellik içermediğine emin olunmalıdır.

Söz konusu çizgi film bile olsa verilmesi gereken mesaj doğru algılanmalı ve çocuk o şekilde yönlendirilmelidir.

21 Temmuz 2015 Salı





    Sevgili anneler çocuklarınız için  eğlenceli  keyifli dakikalara hazır mısınız?Onlar için eğitimin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz şimdi  çocuklarımız miniklerimiz için hem eğlenip hemde eğitim görmenin tam vakti diye düşünüyorum  :) Paylaştığım bu aktiviteyi evde veya  dışarıda kolaylıkla uygulayabilirsiniz bu etkinliğim çocuğunuzun duyusal yönden geliştirecektir bunun için  dışarıda herhangi bir miktarda para harcamanız gerekmez evde kolaylıkla rahatlıkla hazırlayabilirsiniz şimdi malzemeler ;
Bir kutu veya sepet
sert cisimler(ona zarar vermeyecek şekilde)
yumuşak cisimler
renkli cisimler
işte hepsi bu kadar şimdiden duyabiliyorum çocuğunuzun seslerini keyifli dakikalar geçirmeniz dileğiyle...






19 Haziran 2015 Cuma

2014’ün ilk aylarında, Akasya Acıbadem’de açılan KidZania,’eğlendirirken öğretme’’ felsefesi ile yola çıkmış devasa bir çocuk aktivite, eğlenme ve öğrenme merkezi. Yaklaşık 10 bin metrekarelik büyük bir alanda konumlanan KidZania, esasen çocukların boyutlarına göre ölçeklendirilmiş bir çocuk ülkesi. Hayatın adeta bir kopyası olarak yaratılmış bu ülkede çocuklar, havayolu şirketinden, üretim fabrikalarına, sağlık kurumlarından, üniversite ve bankaya kadar pek çok alanda rol alabiliyor ve böylece gerçek hayatı deneyimleyebiliyorlar.
Çocuklar, KidZania’da kendi boyutlarına uyarlanmış mekanlarda merak ettikleri meslekleri deneyimleyebiliyorlar, isterlerse bir hastanede doktor, üniversitede öğrenci olabiliyor; bir aşçı gibi kurabiye yapabiliyorlar. Çalışarak kazandıkları paraları, gene kendi boyutlarına uygun dizayn edilmiş bankalara yatırabiliyor veya başka şeyler için harcayabiliyorlar.
İlk olarak 1999’da Meksika’da kurulan KidZania, bugün itibarı ile 15 farklı ülkede 18 merkezde 4-14 yaş arası çocuklara yeni dünyaların kapılarını açıyor.
İşte eğlenerek öğrenmenin merkezi olan KidZania, bu yaz çocuklarımız için bir yaz okulu planlamış. KidZania’daki bu yaz okulunun aktiviteleri, anneler ve çocuklar arasında yapılan anketlerle belirlenmiş. Bu anketler online ve offline olarak gerçekleştirilmiş. Özellikle offline tarafta ailelerden gelen yorumlar dikkatle dinlenerek ve onların görüşlerine yer verilerek yaz okulunun dışarıda bir aktivitesinin olmasının çok keyifli olacağı kanaatine varılmış.
Ayrıca çocuklar ve ailelerin en çok oy verdikleri aktiviteler de KidZania Yaz Okulu programına dahil edilmiş. Yani anneler-çocuklar ve KidZania, yaz okulunun aktivitelerini bir ekip titizliğinde çalışarak, hep birlikte belirlemişler.
22 Haziran’dan 5 Eylül’e dek sürecek, KidZania Yaz Okulu , çocukları doğa ile buluşturmayı planlıyor. Açık havada son derece eğlenceli ve eğitici bir yaz okulu programı sunan KidZania Yaz Okulu’na 5-12 yaş arası çocuklar katılabilecek ve birer hafta süre ile hem eğlenmenin hem de öğrenmenin keyfine varacaklar.
Şefler Akademisi’nde temel beslenme bilgileri edinen küçük şefler birbirinden güzel lezzetlerin izini sürecek, yaratıcı drama ile kendilerini özgürce ifade etmeyi öğrenecekler. Ritim Atölyesi’nde ise hayatın ritmine ayak uydurmanın anahtarlarını keşfedip, olmazsa olmaz sporu da heyecan verici aktivitelerle birleştirebilecekler.
KidZania Yaz Okulu Programı’nda çocuklar açık havada yoga ile tanışmanın, çiçek ekerek, onların yetişmesini izlemenin keyfine varacak; bol bol geleneksel sokak oyunlarımızı oynayacaklar.
Gene açık havada doğa fotoğrafçılığı ile tabiattaki uyumun ve renklerin güzelliğini fark edecekler.
Ayrıca yaz okulu boyunca çocuklarımız, ince motor becerilerini geliştirebilecekleri, halı dokuma ve takı tasarımı atölyelerine katılabilecekler.
KidZania Yaz Okulu Pazar günleri haricinde tüm hafta boyunca 08.30-18.30 saatleri arasında tüm çocukları bekliyor olacak. 22 Haziran 5 Eylül tarihleri arasında birer haftalık periyotlar halinde düzenlenecek KidZania Yaz Okulu için erken kayıt indirimi de mevcut. Erken kayıt ve diğer indirimler ile kurs programı hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için KidZania İstanbul web sayfasına göz atabilirsiniz.
Bu içerik http://guncelanne.com/ tarafından hazırlanmıştır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Şubat 2015 Pazartesi




Ben çok küçük, minnacık bir damlayım, uzun bir yolculuğa çıkmam gerektiği söylendi; hem uzun hem de çok zorluymuş, bu yolculuğun her aşamasında büyüyüp hayal bile edemediğim kadar büyük olunca bilmediğim bir dünyaya geçecekmişim. Oysa ben ne kadar mutluydum burada, herkes beni çok seviyordu, hep o yaramaz spermlerin yüzünden, beni hiç çekemiyorlar, üzerime geliyorlar, saklanıyorum yine de olmuyor. Olamaz yine mi, aaaaaaah yine üstüme geliyorlar, offf kocaman bir x kromozomu ile çarpıştık, kayıyorum yardım edin bana aaaaaahhhhhh . Burası da neresi böyle! Benden başka kimse yok, yolculuğumdan önce bana anlattıkları yer herhalde, biliyor musunuz bu yerin sahibinin adı “anne” imiş, bir de yardımcısı “baba” varmış, ben öteki dünyaya geçtiğimde beni onlar karşılayıp, benimle ilgileneceklermiş, yani rezervasyonum yapıldı, aslında bu yolculukla ilgili her şey bana anlatıldı, bir süre küçük ressamlar gelip pürüzsüz vücuduma organlarımı çizeceklermiş, bu ressamlar böyle bütün damlaları ziyaret eder, güzel bebekler çizerlermiş, sakin ve rahat olursam her şey yolunda gidermiş, ama çok heyecanlıyım. Buraya üç haftada düştüm ve artık yeni adım “embriyo”, bu ismi bir türlü hatırlayamıyorum zaten önemli de değil çünkü ben büyüdükçe ismimde değişecekmiş ne kadar tuhaf değil mi? Ama en güzeli öteki dünyaya geçtiğimde kız ya da erkek olarak doğuşuma göre anne ile baba bana yeni bir isim vereceklermiş, hani bu yolculuğa sebep olan o spermler bana hücum edince bir X kromozomu ile çarpışmıştım ya, bunun için ben anne gibi bir kızmışım, ya bana o kocaman Y kromozomu çarpsaydı işte o zamanda baba gibi erkek olacakmışım. Tam da embro, yine söyleyemedim emb-ri-yo olmaya alışmıştım ne kadar zevkli, bu sıvıda hem yüzebiliyor hem de besleniyorum. Burada yaşımı hafta diye bir şeyle ölçüyorum ve şimdi tam beş hafta yaşındayım. O yaramaz spermler bana çarptıktan sonra dengem bozuldu, beni iyileştirmek için küçük doktorlar geldi, onlar aynı zamanda ressammış, beni iyileştirdikten sonra vücudumun üst bölümüne dört oyuk , orta bölümünde ise minik bir kabarıklık çizdiler. Hatta o minik kabarık gürültü yapıyor; pıt, pıt diye….Küçük ressamın dediğine göre bana çok hassas bir kalp çizmiş. Bir de daha çok işi olduğunu söyledi, beni üç tabakaya ayırmış sırayla bütün organlarımı çizecekmiş. En dış tabakanın adı ektoderm; sinir sistemimin ana elemanları olan beyin ve omurilik, saç,cilt gibi yapılarımla bu tabakada çalışacaklarmış. Orta tabakanın adı mezoderm; kalp ve dolaşım sistemim, kemiklerim, kaslarım, böbreklerim ve genital organlarım bu tabakada oluşacakmış. Ve son olarak en iç tabakam endoderm; barsaklarım, midem, karaciğerim, pankreasım gibi iç organlarımı burada çizeceklermiş. Ne karışık işler bunlar…
…6 hafta yaşındayım ve boyum uzadı, elma ne demek bilmiyorum ama onun çekirdeği( 2mm.) kadarmışım, belki siz bunları biliyorsunuzdur ama ben kendimi yeni keşfediyorum ve yeni öğreniyorum. Size bir şey söyleyeyim mi anne ve baba benim yolculuğumdan haberdar, beni bekliyorlar. Benim için hayatlarında bir çok şeyi değiştirmeye başlamışlar, annenin sürekli midesi bulanıyor ve kusuyor, hatta babaya koktuğunu ona yaklaşmamasını söylüyor, neden anlamıyorum. Sonra saçlarını boyamıyor, sigara kullanmıyor, içki içmiyor çünkü bunlar bana zarar verebilecek alışkanlıklarmış. Ben bir resim gibiymişim, göbek kordonum, gözlerim, kulaklarım ve ağzım çizildi bile. Kalbim, bu yeni çizilen organlarımın gelişmesi için onlara kan depoluyor, dokularım hızla gelişiyor. Biz yine kusmaya gidiyoruz, üzgünümmmmmm, görüşürüz…

7 hafta yaşına girdim biliyor musun? Artık ben öteki dünyadakilere daha çok benziyorum, başım biraz daha büyüdü, yüzüm oluştu, gözlerim hala kapalı ama kollarım ve bacaklarım var, yakında parmaklarım çıkacak, kemiklerimi oluşturacak hücreler gelişmeye başladı, ve ben küçük bir üzüm kadarım artık, ne kadar büyüdüm değil mi, siz şimdi benim bu kadar şeyi nasıl bilebildiğime şaşırıyor olmalısınız ama bunların hepsini bana anlattılar, büyürken korkmamam için bunu yapmaları gerekiyormuş. Yoksa ben de eskiden diğer ceninler gibi kalbin, beynin ne olduğunu bilmiyordum. Burun deliklerim, bağırsaklarım, pankreasım, bronşlarımda belirginleşmeye başladı. Küçük ressamlar bu hızla çalışırsa yakında kocaman olacağım. Bu arada anne hala kusuyor, ben kilo alıyorum, o zayıflıyor. Doktorumuz ona sabah yataktan kalkmadan önce “kraker” denen bir şeyden yemesini söyledi, bende tadını merak ediyorum, hadi yesene ondan. 
Yemeklerde çok su içtiği için midesi suyla dolmuş, hatta ara sıra o kadar çok su içiyor ki buraya kadar geliyor, boğulacağım, korkuyorum 
8 hafta yaşına girdim ve artık benim adım “fetus”, bu Latince “genç” demekmiş, Latince ne demek? Artık kollarım ve bacaklarım uzadı, omuzlarım, dirseklerim, kalçalarım belirgin hale geldi. Ve ben artık bir çilek kadar büyüğüm. Bugünlerde anne bana kızıyor, bana hamile olduğu için cildi yağ yapıyormuş ve bir çok sivilcesi varmış, doktorumuza “ben sadece bebek istedim sivilce değil” dedi kızgın bir şekilde, doktorumuzda güzel bayan ilk üç aylık dönemden sonra isteseniz de sizinle yaşamak istemeyecek bu ufaklıklara neden kızıyorsunuz, “sakin olun yoksa size inat olsun diye kalabilirler” deyince anne sessizleşti. Bu hafta iki kat daha büyüğüm, ayak ve el parmaklarıma o küçük ressamlar gelip bir şeyler çizdiler, ve bunların adı “tırnak” dediler. Sonra bir de ağzıma diş etlerinin altında diş taslakları 
çizdiler. Bunlar çok işine yarayacak deyip kıkır kıkır güldüler. Onlar çok tuhaflar.
9 hafta yaşındayım bugün yine küçük ressamlar geldi, gözlerimi, dilimi ve ağzımın içini monte ettiler, bağırsaklarımı kordon içinden karın içindeki boşluğa taşıdılar, parmaklarımı da uzattılar biraz. Daha benimle çok işleri varmış. Bu arada annenin midesi yanıyor, hiç dinlemiyor ki doktor ona midesine dokunan yemekler yememesini söylemişti, şimdi ilaç almak zorunda kaldı. Bir de beni besleyecek olan memelere süt gelmeye başladığından onun göğüsleri büyüyor, kendine onlar için destekli bir sütyen alacakmış, o ne demek bilmiyorum ama doktor bunu yapması gerektiğini söyledi. Şu günlerde küçük ressamlardan sonra en çok doktoru görüyorum aslında duyuyorum demek istedim.

10 hafta yaşındayım ve kendimi bir portakal kadar büyük hissedeceğimi söylemişlerdi ama portakalın ne olduğunu bilmiyorum ki…doktorun dediğine göre anne hamile olduğu için kolay sinirlenebilir, keyifsiz olabilirmiş. Anne sağlıklı beslenmesine rağmen çok kilo alıyorsa endişelenmesine gerek yokmuş, doğumdan sonra bu kiloları kolayca verebilirmiş, asla diyet yapmaması gerekiyormuş hatta o normal kilolu bir anne adayı olduğu için 12,5 –17,5 kilo alabilirmiş. Düşük kilolu anneler 15-20, kilolu anneler ise 7,5-12,5 kilo alırlarmış. Bu arada ressamlar hızla çalışıyorlar, eklemlerimin çoğu oluştu, bilek, dirsek, diz, ayak bileği, omuz, eller, parmaklar ve tırnaklar tamammış artık sadece benim beslenmeme bağlı olarak büyüyeceklermiş. Küçük ressam bana gözümün ne renk olmasını istediğimi sordu, çünkü iris tabakam ortaya çıkıyormuş, ben “renk” ne dedim, boş ver anneninki gibi yeşil olacak zaten dedi. O zaman neden bana soruyor 
12 hafta yaşındayım ve artık iç kulağım, burnum, dilim bile var. hatta göz kapaklarımı çok seviyorum, onları sürekli açıp kapatıyorum, parmaklarımın ucunda tırnaklar çıktı, ve daha rahat hareket edebiliyorum. Boyum 6,5 cm, ağırlığım 18 gr. olmalı , üfffffffffff ne kadar büyüğüm, inanamıyorum. Bir de eskisi kadar kusmaya gitmiyoruz, ama bu seferde annenin başı ağrıyormuş.hani içinde yüzdüğüm sıvı var ya amniyos sıvısı, ara sıra onu yutuyorum, sonra da ressamların öğrettiği gibi çıkarıyorum, yani çiş yapıyorum.

13 hafta yaşındayım ve artık bir şeftali kadarmışım, şeftalinin benim gibi kolları ve uzun bacakları var mıdır? Bu hafta ses tellerimi çizdiler, bağırsaklarımı yerlerine yerleştirdiler, ve karaciğerim ile pankreasım üretime başladı. Anne de benim bu yaşımda eskisi kadar şikayet etmiyor, sadece yorgun olduğumuz için dinleniyoruz. Bazen karnında ve sağ kasığında ağrılar oluyormuş, doktor dedi ki bunun sebebi benim büyümemmiş, ben büyüdükçe beni tutan bağlar geriliyormuş ve ağrı yapıyormuş.

14 hafta yaşındayım artık annenin bulantıları yok , kendini yorgunda hissetmiyor ama bu seferde kabızlıktan şikayet ediyor, sürekli tuvalete gidiyoruz, ve lifli besinler yiyoruz. Doktor bazı ilaçlar verdi, ama önce yulaf ezmesi+süt+şeker+corn flakes karıştırıp yemesini söyledi, böylece kabızlıktan kurtulabilirmiş. Ressamlar bana nefes alıp verme çalışmaları yaptırıyorlar, ellerimle selam, merhaba demeyi öğretiyorlar, bunları yaparken kalbim öyle bir atıyor ki; doktorla, baba beni bir makineden duyabiliyorlarmış. Bende onları duyuyorum çünkü kulaklarım oldukça gelişti, tabi gözlerimde …

15 hafta yaşındayım çok güzel kulaklarım var, saçlarım, kirpiklerim, hangi cenin benim kadar güzel olabilir, ben çok güzelim. Ama lanugo denen şu tüylere alışamadım, bunları neden çizdiniz dedim, merak etme 26 hafta yaşına geldiğinde onlar dökülecek dediler. O zaman neden çizdinizzzzzzz, bu ressamların canı sıkıldıkça benimle uğraşıyorlar, işlerini bitirseler de gitseler bir an önce. Giderken bir de gülerek “ bu bebek kızmış” dediler, biliyoruz ne olacak yani…
16 hafta yaşındayım ve annenin sesini duydum beni okşuyor ne kadar çok sevdiğini söylüyordu. Birden kalbim çok hızlı atmaya başladı, artık ona anneciğim diyeceğim, çünkü o beni severken “kızım bana anneciğim diyecek” diyordu, kız olduğumu o da biliyor, zaten bu yaşımda cinsiyetimi belirten organlarım oluştu. Kemiklerim ne kadar sert ama yine de cildim çok ince, damarlarım görünüyor ben de beslenmek için bu sıvının yetmediğine karar verip parmağımı emmeye başladım, çok tatlı bir şey bu…Az daha boyumu söylemeyi unutuyordum, ben tam 16 cm. oldum ve 135 gr. Anneciğim çok meşgul beni yine unuttu, doktora gidecekmiş, midesi yanıyormuş, burnu kanıyormuş ben neden olduğunu biliyorum, onun damarlarındaki kan miktarı artmış, bu benim için iyiymiş ressamlar konuşurken duydum. Bir de babam görmek istiyormuş, o da doktora gidecek annemle, beni bir makinenin içinden görecekler, onlar için hareket edeceğim.

17 hafta yaşındayım; anneciğim kendini görebildiği ayna denen bir şeye bakıyor, karnının büyüdüğünü söylüyor, kasıkları ağrıyormuş ve çok terliyormuş. Tabi ben önceki yaşlarıma göre daha hızlı kilo aldığımdan anneciğimde kilo alıyor. Cildimin altında yağ depoluyorum artık, kalbimle
günde 30 litre kan pompalıyorum, ben de çok yoruluyorum, bazen de korkuyorum, geçen gün birisi ince uzun bir boruyla suyumdan çaldı, sonradan öğrendim ki, doktor benim suyumu test edecek, benim sağlıklı olup olmadığıma bakacakmış. 

18 hafta yaşındayım; anneciğim geceleri uyuyamıyor, ben onu incitmek istemiyorum ama ben de burada sıkılıyorum ve o benimle konuşmuyor. Heeeeyyyy neden benimle konuşmuyorsun sen? Ama ben seni seviyorum. Annemin tansiyon denen şeyi düşmüş, ani hareketler yapıp, ayağa kalkmaması gerekiyormuş. Artık 210 gr. oldum anneme daha çok benziyorum. Bir de bağırsaklarım mekonyum denen bir şey yapıyor, o çok gereksiz bir şey…

19 hafta yaşımdayım; anneciğimle babacığım doktorda bir alete bakıp benim hareketlerimi seyrettiler. Ama ben büyüdüğüm için anneciğimin beli ağrıyormuş, buna çok üzüldüm. O da topuklu ayakkabılar giymemeliymiş babam öyle diyor, neden giyiyor ki. Biz de tekrar doktora gittik. Anneciğimin kalçaları ve memeleri büyüdüğü için çatlaklar oluşuyor, çatlak olduğundan dolayı da kaşıntı oluyormuş, doktor dedi ki bol sıvı almamız gerekiyormuş, bir de çatlak kremi kullanmalıymışız. Eğer cildimiz kurumazsa çatlak olmazmış. Benim çatlaklarım yok ama her yanım o tüylerle kaplandı bu da yetmezmiş gibi annemin sürdüğü çatlak kremi gibi bir şeyi o küçük ressamlar her yerime sürüyor. Bunun adı vernix imiş. Bu beni sudan korumak içinmiş, küçük ressam dedi ki, biraz daha bu suyun içinde kalırsam buruş buruş olacakmışım.

• 20 hafta yaşıma girdiğimde beni şaşırtan başımın üzerinde çıkan saçlar oldu, onlara alışamadım bir türlü. Bu aralar karnım guruldamaya başladı, şu tatlı parmaktan mı acaba ne dersiniz? Kemiklerim çok güçlü olduğu için hareket edebiliyorum, bir de anneciğimin sesini duyduğumda o da beni duyabilsin diye bağırıyorum ama duymuyor, ben de onu tekmeliyorum böylece benimle konuşuyor. Ona boyumun 25 cm. kilomun 340 gr. olduğunu söyledim. Annem aynanın karşısında kendi kendine konuşuyor “zaman ne kadar çabuk geçiyor, karnım epey büyüdü” diyor herhalde benim onun göbek deliğiyle aynı hizada olduğumu fark etti, her yaşımda bir cm. yukarı çıkacağım, göbeğinden geçen o çizgi koyulaşmaya başladı, ama doğumdan sonra tamamen kaybolacakmış. Biz çok sağlıklıyız; anneciğim gereksiz kalori almıyor, iyi besleniyor.

21 hafta yaşındayım; bir keresinde ben çok yaramazlık yapıyordum sonra tanımadığım bazı sesler duydum, çok güzeldi, sessizce dinledim, anneciğim babacığıma “galiba senin gibi sanatçı olacak, Vivaldi’yi çok seviyor” dedi, o sesin adı
“müzik”imiş, Vivaldiyi tanımıyorum ama, artık annemle hep müzik dinliyoruz, müzik dinlemeyi çok seviyorum, bazen dinlerken uyuyorum, annemde mutlu oluyor. Anneciğimin ayak ve ayak bilekleri benim büyümemden dolayı şiştiği için hep dinleniyoruz. Babam dedi ki eğer yüzünde ve ellerinde şişme olursa doktora gitmemiz gerekirmiş. Kalbim çok çalışıyor, sürekli kan pompalıyorum ama yine de bu aralar yavaş büyüyorum, sadece 400gram oldum.

22 hafta yaşındayım ; Ben bir muz kadarmışım, muz denen şey mide yakar mı annemin midesi yanıyormuş, bir de diş etleri şişiyormuş, babam “bu kadınlar hep böyle, her şeyden şikayet ederler” diyor. Kendi kendine de “sabırlı ol, hepsi geçecek” diye tekrarlıyor sürekli, o böyle kendi kendine konuşunca çok komik oluyor. Ben yaklaşık 500 gr. olmuşum, anneciğim uzun süre ayakta duramıyor, ve yürümeye gittiğimizde o alçak topuklu ayakkabı giyiyor. Çünkü beli ağrıyor, hamileyken vücudunun ağırlık merkezi sürekli değişirmiş, biraz oturuyoruz sonra ayağa kalkıyoruz, biraz ayakta duruyoruz sonra tekrar oturuyoruz, ben daha çok yoruluyorum. Omurgalarım ağrıyor. İyi ki otururken dizlerini kalçasından yukarıda tutuyor, böylece ağrılarım geçiyor.
23 hafta yaşındayım kocaman oldum ama annem hala şikayet ediyor ne zaman büyüyecekmişim, bacakları şişiyormuş şimdi de , o da yatıyor, benim için daha iyi oluyor yine müzik dinliyoruz hatta kitap bile okuyoruz, anneciğim anne karnında çocuğun eğitilebileceğine inandığından sürekli okuyor, bir çok şey öğrendim. Bazen müzik onu çok etkiliyor ve ağlıyor, ben de kızıyorum ters dönüyorum, doktor da hemen ona bunu söylüyor, çok üzüldüğünü görünce yine dönüyorum, neden üzülüyor ki, hep aynı şekilde duramam tabi ki canım sıkılıyor. Doktor ona benimle konuşmasını onu duyabilmem için orta kulağımın gelişimini tamamlamaya başladığını söyledi, ben bunu zaten biliyordum, o kadar çok gürültü var ki burada kendimi bile duyamıyorum, bağırdım ama beni hiç dinlemiyor, sonra neden tekmeliyormuşum. Tekmelerim işte…

24 hafta yaşımdayım artık çok hareket edince terliyorum ve hasta olduğum içinde öksürüyorum, bir de şu tatlı parmak yok mu hep onun yüzünden hıçkırıyorum. Ben hıçkırınca anneciğim de tekme attığımı zannediyor. 33 cm boyu 570 gr. ağırlığı olan biri buraya nasıl sığar, ne kadar daha var öteki dünyaya gitmeme öfffff bir an önce anneciğimi ve babacığımı görsem, dün gece anneciğim uyurken babacığım beni okşadı benimle konuştu, hatta anneciğimin huysuzluklarını anlatıp beni uyardı. İkisini de çok seviyorum. Bir de şu doktoru çok merak ediyorum, düzenli olarak onu görmeye gidiyoruz. Şimdi de anneciğimin şeker tarama testi olması gerekiyormuş.

25 hafta yaşındayım; anneciğime kramp denen bir şey gelip ağrı yapıyormuş o da ağlıyor, futbol topu kadar büyüdüm, anneciğim diyor ki beli ve bacakları zonkluyormuş, zonk ne demek? Zonk sesini duyunca bacaklarına buz koyuyor ya da duş alıyoruz. Yine de geçmezse doktorumuzun verdiği ilaçları alıyoruz. Babam çok heyecanlı bir şekilde geldi bu akşam. Anneme bağıra bağıra “ biliyor musun üç boyutlu ultrason varmış” dedi. Yani benim çeşitli açılardan görüntülerimi alıyor, bu görüntülerin arasını bilgisayar kendi dolduruyor, bana benzeyen bir görüntü ortaya çıkarıyorlarmış. Ama doktorumuz bunu bize söylemişti çok önemli bir şey değilmiş. Babacığım beni görmek için sabırsızlanıyor herhalde.

26 hafta yaşındayım; artık 750 gramım cildimin altında yağ birikiyormuş. Kollarımı ve bacaklarımı çok hareket ettirdiğim için anneciğim çok kızgındı, annesiyle konuşurken bağırıyordu, çok korktum neden bu kadar sinirleniyor ki. Babacığımın dediğine göre bunların sebebi ani kasılma ve gevşemeler hissetmesi imiş. Bunlara Braxton-Hicks kasılmaları deniyormuş. Kasılmalar ağrılı olunca anneciğim benim sürpriz yapıp erken geleceğimi düşünüyor, ama ben ona kızdım erken gelmeyeceğim. Bazen de anneciğimin adet sancısına benzer kramp tarzı ağrıları, bel ağrıları, akıntıları, barsak krampları oluyor, herkes yine benden şüpheleniyor, dedim ya ben erken gel-me-ye-ce-ğim. Akciğerlerimdeki hava keseciklerim bile oluşumunu tamamlamadan, beynimdeki görme ve işitme dalgaları tam anlamıyla faal olmadan nasıl gelirim.

27 hafta yaşındayım; kalbim çok hızlı atıyor. ( 120-160/dak.), aydınlıkken anneciğimle yürüyoruz, karanlıkta yürüdüğümüz zamanlar babacığım da bizimle oluyor, annem çok su içiyor, onun yüzünden çok kilo alıyorum buraya sığmıyorum. Ben de annemin karnında yukarı doğru tırmanıyorum sürekli, bu nedenle derin nefes alırken zorlanıyormuş, ama bu beni etkilemiyor, hamile olunca bazı hormonlar onun daha sık nefes alıp vermesini sağlıyormuş, böylece bende bol oksijen kullanabiliyorum. Sürekli kilomu konuşuyorlar 950 gr. olmuşum, babacığım gibi çok oburmuşum, çok kilo almışım, demek ki ben ona benziyorum, onu daha çok merak etmeye başladım. 

28 hafta yaşındayım ama cildim hala buruşuk ve pembe,yoksa şu vücudumdaki doğal krem işe yaramıyor mu? Bu yüzden karmakarışık düşüncelerim var, sıkıldıkça dönüyorum, annemi tekmeliyorum. Bugün küçük ressamlar geldi saçlarımı uzattılar, kaşlarımı, kirpiklerimi çizmeyi bitirdiler. Annem ile babam bir kitaptan boyumun 37 cm ve kilomun 1 kg. olduğunu söylediler bana. Onları duyduğumu öğrendiklerinden beri benimle konuşuyorlar.
29 hafta yaşındayım 1,3 kg. olduğum için anneciğim ayakta çok duramıyor, çabuk yoruluyor ve tansiyon denen bir şey yine düşürüyor bu nedenle hep dinleniyoruz. Babama dedi ki “ kendimi sonsuza kadar hamile kalacakmış gibi hissediyorum, karnım kaşınıyor, nefes alamayacak kadar şişmanladım, midem yanıyor, bacaklarıma kramp giriyor, her yerim ağrıyor”. Babam onu teselli etti, bunların hepsi geçecek dedi. Sonra yürüyüşe çıktık, çünkü doktor yürümenin annem için en iyi egzersiz olduğunu söyledi. Bir de ona böyle şikayet etmemesini benim her şeyi duyduğumu, küsebileceğimi söyledi, evet ben her şeyi duydum, artık koku da alabiliyorum, görebiliyorum, tat alabiliyorum ve bir de seni üzdüğüm için üzülüyorum anneciğim.

30 hafta yaşındayım; bu günlerde anneciğim hep sol tarafına yatıyor böylece organlarına kan gidişi ve kan dönüşünün en az şekilde engellenmesini sağlıyormuş. Bu şekilde uyumakta zorlanınca karnının altına veya bacaklarının altına yastık koyuyor. Mide yanması olmaması içinde vücudunun üst kısmını alt kısmına göre hafifçe yukarıda tutuyor. Lanugo tüylerim kaybolmaya başladı, göz kapaklarımı düzenli olarak açıp kapatabiliyorum tabii 1,5 kilo oldum artık. Biliyor musunuz kemik iliğim kan yapabiliyor artık…

31 hafta yaşındayım; akciğerlerim olgunlaşıyormuş, anneciğim elini üzerimde gezdirip ona verdiğim bütün acılara rağmen beni çok sevdiğini söyledi. O bu günlerde tuhaf rüyalar görüyor, ama kalkınca gördüklerini hatırlayamıyor, şimdi baş ucunda bir not defteri varmış, kalkınca rüyalarını yazabilmek için. 1650 gr. olmuşum artık eskisi kadar hızlı büyümüyorum, beyin dokum gelişimini hala sürdürüyor.

32 hafta yaşındayım, buraya yuvarlandığımda çok büyük bir yer gibi gelmişti bana, şimdi sığamıyorum herhalde yakında gideceğim buradan, zaten karanlık bir yer. Belki başımı aşağı çevirirsem daha rahat sığarım. Boyum 40,5 cm. ve ağırlığım 1,8 kg. oldu nasıl döneceğim ki. İki haftada bir doktora gidiyoruz, sorun ben değilim aslında, ben gayet iyiyim, duyularımın beşi de tam olarak çalışıyor ama anneciğin psikolojik problemleri var, çirkin olduğunu, babamın onu sevmeyeceğini düşünüyor. Bence yanlış “ babam bana onu çok sevdiğini söyledi bana, özellikle beni dünyaya getirmek istediğinde sevgisinin daha da çoğaldığını, mutluluklarının görünen bütün olumsuzluklara rağmen daha fazla olduğunu da söyledi.”

33 hafta yaşındayım; babacığım annemin ayaklarına masaj yapıyor, çünkü yine kramp denen şey gelmiş. Tabi anneme çok kilo aldığını söylediğinde annem ağlamaya başladı yine, o ağlayınca bende ağlıyorum. Babacığım onu öpüp gönlünü aldı bunun normal olduğunu, doğumdan sonra her şeyin eskisi gibi olacağını söyledi. İşte bu kelimeyi hatırlıyorum “doğum”, bu benim öteki dünyaya geçişimi anlatıyor. 2 kg. olduğum şu günlerde nasıl doğacağım konusunda endişelenmeye başladım doğrusu, bir taraftan da bu sıvıyı yutmaktan bıktım, önce yutuyorum sonra çıkarınca eksilen sıvı aynı miktara geliyor, beni beslediğini biliyorum ama ……boş verin ……artık cildimin rengi kırmızıya dönük değil, daha açık pembe…Çok düşündüğüm için başımda epey büyüdü.
34 hafta yaşındayım; havalar çok sıcak olduğu için anneciğimin yüzü, eli, ayağı şişiyor. Bende çok ağırlaştım, tam 2,2 kg. olmuşum. Beyin işlevlerime her gün yenisi ekleniyor, uyurken gözlerimi kapamasını, uyanıkken açmasını, ve belli aralıklarla kırpmasını öğrendim

35 hafta yaşındayım; Ben yakında öteki dünyada olacağım, annem biraz korkuyormuş, bu nedenle huysuzluk yapıyormuş. Ama ben hazırım, korkulacak bir şey yok. Doktor dedi ki; bebeğin hareketleri bebeğin sağlıklı olduğunu gösteren en önemli bulgulardanmış. Sağlıklı bebek enerjisini atmak için hareket edermiş, hem bu şekilde bebeğin kasları gelişirmiş. Bebeğin hareketlerine annelerin dikkat etmesi, hareketlerde azalma varsa doktora haber vermesi gerekirmiş. Bu her zaman problem olduğu anlamına gelmezmiş ama yinede nonstres test yapılırsa iyi olurmuş. Bu hafta yaşımda vücudum antikor üretmeye başladı, bunlar benim enfeksiyonlarla mücadele etmeme yardımcı olacak.

36 hafta yaşındayım, saçlarım çok uzadı, onları kestirmek istiyorum, tırnaklarım da uzadı. 2,5 kg ve 46 cm. olduğumdan yer değiştiremiyorum ama tekme atabiliyorum. Artık her hafta doktora gidiyoruz, bu adamı gerçekten merak ediyorum. 
Doktora göre doğmama dört hafta kalmış, annem, babam ve ben doğumumun gerçekleşeceği yeri görmeye gittik, doktorumuz bunun anneciğimi rahatlatacağını söyledi. Doktor bana artık doğabileceğimi söyledi, istersem hemen onların yanına gidebilirmişim, o zaman prematüre bir bebek olurmuşum, sevmedim bunu ben bekleyeceğim.

37 hafta yaşındayım; annem artık çok kilo almıyor, sürekli dinleniyoruz, ayaklarını yükseğe kaldırıp benimle oynuyor bazen. Dinlenmediği zamanlarda babacığımla benim için alış veriş yapıp çok güzel bir oda hazırlıyorlarmış, odamı çok merak ediyorum, buradan büyüktür inşallah. 2,8 kg oldum odaya da sığmayabilirim çünkü.

38 hafta yaşındayım; daha önce şeklimi değiştirdiğim iyi oldu, çünkü çok az zaman kaldı. Anneciğimin kasılmaları oluyor, biz de oturarak nefes alıp veriyoruz. Ama anneciğim sancılarının gerçek doğum sancıları olup olmadığını anlayamıyor. Doktorumuzun dediğine göre önceleri daha az sıklıkla ancak düzenli aralıklarla gelen doğum sancıları bir süre sonra 50 saniyelik kasılmalar halinde 10 dakikada üç sancı olarak gelirmiş. Ve zamanla şiddeti artar, şiddeti artan bu sancılar düzenli bir şekilde tekrar ediyorsa hastaneye gitme vakti gelmiş demekmiş. Nişan denilen kanlı yapışkan akıntı geldikten sonra genellikle iki gün içinde doğum başlarmış. Bağırsaklarımda mekonyum denilen ilk dışkım birikmeye başladı, bunu doğumdan sonra bir gün içinde dışarı atabilirmişim. Ben ne kadar çok şey biliyorum böyle. Ressamların bana veda ederken her şeyi anlatmaları iyi oldu.
39 hafta yaşındayım; Annemin kasılmaları daha kuvvetli, artık ben doğuma hazırım, anneciğimin annesi, ben ona “annaneciğim” diyecekmişim, benim doğumum için bir çanta hazırladı. Benim ve annemin sağlığı yerinde olduğu için anneciğim normal doğum yapacakmış, benim bu küçük yerden rahat çıkabilmem için anneciğimin perinesinde kesi yapacaklarmış, ama daha sonra eriyen ipliklerle dikeceklermiş, bu ikimiz içinde daha sağlıklıymış. Ne demekse!

40 hafta yaşındayım; ay çok kilo aldım tam 3,4 kg olmuşum, artık anneciğime ve babacığıma kavuşacağımı hissediyorum. Biz şimdi hastaneye gidiyoruz, babam çantamızı evde unutmuş onu bekliyoruz, ben uslu oturuyorum ama anneciğim yine de bağırıyor. Neyse babam geldi, bizi daha önceden keşfettiği kestirme yollardan hastaneye ulaştırdı, doktorumuz bizi bekliyor. Evet geldik, şimdi ben doğuyorum işte……

Merhabaaaaaa, ben geldim , ahhhhhhh bu leyleğin gagası beni acıtıyor. Ağlayacağım işte…. Sonra bebekler neden hep ağlar derler, bu leylek sizi gagalasa nasıl olur. Şaka yaptım aslında leylek yok, beni görmek için gelen bir kadın çocuğuna onu leylekler getirdi diyordu, ben de başladım ağlamaya, yalan söyleme diye bağırdım, annemin karnında benden başka kimse yoktu ki, hem orada bir leyleğe de yer yok, ben zor sığıyordum. Artık anneciğimin kucağında uyuyorum, parmağımı da emmiyorum, o beni süt denen çok tatlı bir yemekle besliyor. Benim gibi yeni doğan bebekler için en sağlıklı besin anne sütüymüş. Sütümü içiyorum ve bol bol uyuyorum, burası daha rahat, herkes bana hizmet ediyor, keyfim yerinde, ohhhh...

20 Şubat 2015 Cuma





Çocuğunuzun ilgisini kötülemeyin.
Yaşına uygun bilgisayar oyunları oynaması tamamen normal ve iyi bir şeydir! Çocuğunuzun bilgisayar oyunlarına ilgi gösterin. Zaman zaman bu oyunları birlikte oynayın. Çocuğunuz size en sevdiği oyunları açıklasın, onun da size bir şey öğretme fırsatı bulması ona gurur verecektir!
Çocuğunuzla birlikte bilgisayar oyunları için açık seçik kurallar ve süreler kararlaştırın. Çocukların bu kurallara uymasına dikkat edin!
Bilgisayarı/oyun konsolunu ödül ya da ceza aracı olarak kullanmayın. Böylelikle bilgisayar oyunlarına aşırı önem kazandırmış olursunuz!
İnternetten korsan kopyalar indirmek yasaktır ve cezai takibata tabidir. Bunu çocuğunuz da bilmelidir!